“COVID19 Krizini de Küresel Rekabetin Bir Parçası Olarak Algılayacak Olan Kapitalist Sistem, Elbette Bu Süreçten Daha İnsani Niteliklerle Çıkmayacak” – Yaşam Bellek Özgürlük Eşbaşkanı Ozan Devrim Yay ile söyleşi

Bugünkü söyleşi konuğumuz, Eskişehir’de ve dâhil olduğu hak temelli ulusal ağlar bağlamında ülke genelinde hak savunuculuğu yapan Yaşam Bellek Özgürlük Derneğinin Eşbaşkanı Ozan Devrim Yay. Onu haksızlığa uğramış öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin yanında, işçilerin hak talep eden eylemlerinde, işten atılan / ihraç edilenlerin ses verdiği mekânlarda, adaletsiz yargılamaların yapıldığı duruşma salonlarında, çevre/doğa mücadelelerinde görmeye çok alışığız. Hak savunuculuğuna adanmış bir geçmişe sahip. Aşağıda kendisine yöneltilen soruları ve Yay’ın yanıtlarını bulacaksınız.

1. Yaşam Bellek Özgürlük Derneğinin Eşbaşkanı Ozan Devrim Yay’ı kısaca tanıyabilir miyiz?

1973’te Eskişehir’de doğdum. Çevre mühendisliği okudum. Ankara’da yüksek lisans yaptığım dönemdeki kısa şirket çalışması deneyiminden sonra 1997’de araştırma görevlisi olarak Anadolu Üniversitesinde çalışmaya başladım. Aynı üniversitede öğretim üyesi iken, 7 Şubat 2017’de yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevinden çıkarıldım. Daha öncesinde de sürdürmekte olduğum sivil toplum faaliyetlerine o zamandan sonra daha çok zaman ayırmaya başladım. Şu anda Yaşam Bellek Özgürlük Derneği’nin eşbaşbakanıyım. Aynı zamanda, KHK ile Anadolu ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesinden çıkarılmış olan öğretim elemanları ve dostları tarafından kurulan Eskişehir Okulu bünyesinde de faaliyetler yürütüyorum.

2. Yaşam Bellek Özgürlük derneğinden bahseder misiniz? Kuruluş hikâyesi, var oluş gerekçesi nedir? Neler yapar?

Dernek ilk kurulduğunda adı ve tüzüğü farklıydı. 2008’de Eğitim Hakları Derneği adıyla kuruldu. Adından da anlaşılacağı gibi o dönemde faaliyet alanı büyük oranda eğitim alanıydı ve çoğunlukla eğitim alanındaki hak ihlallerinin izlenmesi, lobi faaliyetleri yapılması ve hakların geliştirilmesine odaklıydı. Ben kurucu üyeler arasında değilim, sonradan derneğe üye oldum. Hem derneğin faaliyetlerinin yavaş yavaş eğitim alanının sınırlarını zorlamaya başlaması hem de Eskişehir’de genel anlamıyla insan hakları savunuculuğu yürüten bir örgüt olmaması nedeniyle, 2014 yılında Eskişehir’de hak savunuculuğu yapan ya da bu alanı izleyen dostlarımızla da bir ortak akıl yürütme süreci sonunda adımızı ve tüzüğümüzü değiştirdik. Yaşam Bellek Özgürlük’ün bugün kendisi için tanımladığı görev “insan, çevre/doğa ve hayvan” haklarını temel olarak hak savunuculuğu yapmak, hak ihlallerinin ortadan kaldırılması için mücadele etmektir. Elbette Eğitim Hakları Derneği döneminden gelen tanınırlığı ve deneyimimiz nedeniyle eğitim hakları alanı halen en önemsediğimiz alanlar arasında.

3. Salgın günlerinde kurumsal işleyişi nasıl sürdürüyorsunuz? İzleme, raporlama, habercilik, farkındalık çalışmaları yapabiliyor musunuz?

Sivil toplum örgütlerinin büyük çoğunluğu gibi, çalışmalarımızı daha çok uzaktan yürütmeye başladık. Toplantılarımızı çevrimiçi araçlarla yapıyoruz. Yüz yüze görüşmenin sıcaklığı ve avantajları olmasa da bu araçların kendi avantajları var. Zaman kısıtı daha az olduğu için çevrimiçi toplantılara katılım daha yüksek olabiliyor. Ancak hak temelli bir örgütün -hele izleme faaliyetleri de yürütüyorsa- sahada olmaması elbette büyük sorun. İzleme faaliyetlerimiz önemli ölçüde aksadı. Normalde izleme faaliyetlerimizde prensibimiz birinci elden izleme yapmak iken, salgın sürecinde doğrudan tanık olamadığımız bazı vakaları ancak ikinci elden izleyebiliyoruz. Ayrıca, izleme faaliyeti yürüten aktif ekibimizdeki bazı bireylerin risk grubunda olması nedeniyle izolasyona daha çok önem vermesi gerekiyor.Dahil olduğumuz ve daha çok İstanbul merkezli çalışan bazı ulusal ağların (Dil Hakları İzleme Belgeleme ve Raporlama Ağı, İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Ağı) da iletişim yöntemlerini çevrimiçi araçlara yönlendirmesi ile bu ağlarla olan iletişimiz güçlendi bir yandan da. Fiziksel uzaklık sorunu ortadan kalktığı için ağların tüm toplantılarına katılabiliyoruz. Olanakların azalması işlerin tamamen durması anlamına gelmiyor. Geçirdiğimiz süreç de uyum sağlayıp yeni araçların ve yöntemlerin kullanılmasını gerektiriyor ki yeni yöntemlerin kullanılmasını gerektiren başka dönemler de oldu. Özellikle son 5 yılda devlet tarafından sivil toplum alanının sürekli sıkıştırılması nedeniyle zaten yeni yöntemlere yönelmek durumunda kalıyorduk.Habercilik faaliyetlerimiz ise, kısmen karakter değiştirmekle birlikte, salgın süreciyle birlikte azalmak yerine arttı. Adında “bellek” olan bir örgüt olarak geçirdiğimiz sürecin de belleğini tutmaya çalışıyoruz ve özellikle sivil toplum örgütlerinin ve demokratik kitle örgütlerinin, sendikaların süreci nasıl geçirdiğini, ne sorunlar yaşadıklarını, ne yaptıklarını kayıt altına alıyoruz. Bizim habercilik faaliyetlerimiz ve raporlama faaliyetlerimiz hep birbirini besleyen araçlar olmuştu. Bu süreçte de öyle oluyor.

4. İnfaz düzenlemesi ile ilgili değerlendirmeleriniz neler? Düzenlemede yanlış, eksik olan nedir?

İnfaz düzenlemesi adalet duygusunu bir kere daha zedeleyen ve hukukun en temel ilkelerinden olan eşitlik ilkesini yok sayan bir düzenleme oldu. Gündeme getiriliş şekliyle “salgınla ilgili tedbirler” kapsamında olduğu iddia edilen düzenleme kapsamında aynı süre ceza almış hükümlülerin bazıları tahliye edilirken bazılarının tahliye edilmemesi eşitlik ilkesinin yok sayılması demektir. AKP hükumeti, artık maalesef şaşırmadığımız şekilde, bu süreci de kutuplaşmayı ve kendi iktidarını besleyecek şekilde muhaliflerin üzerindeki baskıyı arttıracak ve onların aleyhine olacak şekilde kullanıyor. Belli hükümlülerin kapsam dışında tutulmasının eşitlik ilkesine aykırı olması bir yana, kapsam dışı bırakılan “terör” hükümlülerinin büyük çoğunluğunun aslında hiçbir şiddet eylemine katılmamış ve asıl “suçu” AKP’ye biat etmemek olan muhalifler olduğunu biliyoruz. Hatta bu dönemde terör suçlusu ilan edilmek için muhalif olmaya da gerek yok artık. AKP’ye koşulsuz biat etmemek bu kapsama girmek için yeterli hale geldi.

5. İşçiler ve işsizler, gündem yapılarak çıkartılan torba yasa hakkındaki değerlendirmeniz nedir? Torba yasa ile kimler korundu?

Şaşırmadığımız şekilde bu sürecin de yükü en çok emekçilere, işsizlere ve yoksullara yüklendi. Çalışanların sağlığını ikinci plana atan ve sermayenin kârını önceleyen bir süreç yaşanıyor ve bu yasal araçlarla da destekleniyor. Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ), Türk Tabipleri Birliğinin (TTB) tüm uyarılarına rağmen daha sıkı ve planlı bir izolasyon uygulaması yerine yüz binlerce işçinin her gün kalabalıklar halinde çalışmasına, seyahat etmesine göz yumuluyor, hatta bu bizzat devlet eliyle yapılıyor.

6. 21 Mart’tan bu yana 65 yaş üstü yurttaşlarımız evlerine kapatıldı ve unutulmuş durumdalar, çözüm eve kapatmak olabilir mi?

Soruş şekliniz zaten yanıtı da içeriyor, elbette hayır. 65 yaş üstü gibi risk gruplarının izolasyona daha çok dikkat etmesi gerektiği bir gerçek ancak bu yine devlet aklıyla ve planlama yerine katı yasaklama ile yürütülünce, sağlık bahanesiyle yeni sağlık sorunları yaratılıyor. Aynı evde yaşayıp da çalışmak zorunda kalan ve risk taşıyan kişiler günün sonunda o evlere döndüğünde söz konusu tedbirin de etkinliği tartışılır hale geliyor. İki ay içinde sadece birkaç saatlik ve büyük kısıtlamalar içeren bir iznin (ki o da pek çok şehirde sokağa çıkma yasağı olduğu gün uygulanacağı için gerçek bir sosyalleşme anlamına gelmiyor) bu yaş grubunun ihtiyacını karşılamaktan çok uzak olduğu açıktır.

7. Parçalı sokağa çıkma yasağı tedbirlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sokağa çıkma yasakları, hayvanların durumu nasıl etkiliyor, sokak hayvanları ile ilgili önerileriniz var mı?

Parçalı sokağa çıkma yasağı başka ülkelerde de uygulanan ancak etkinliği ülkeden ülkeye değişebilen bir uygulama. Salgınla mücadelenin başarılı gittiği propagandası ile birlikte Ramazan Bayramı yaklaşırken bu uygulamaların da gevşetildiğini görüyoruz ki sağlık örgütlerinin bu konuda ciddi eleştirileri var.Sokağa çıkma yasakları hayvanları bir yanıyla olumlu, bir yanıyla da olumsuz etkiledi. Trafiğin azalması ve sokaklardaki insan sayısının azalması hayvanlar üzerindeki bazı tehditleri azaltsa da şehir hayatının insan merkezli akışı nedeniyle beslenme konusunda insana bağımlı hale getirilen hayvanlar beslenme konusunda sıkıntılar yaşamaya başladı. Her ne kadar belediyeler ve bazı başka kurumlar bu konularda çalışmalar yapsa da, şehirler çok büyüdüğü ve sokak hayvanları da her yerde olduğu için hepsine ulaşılamıyor. Bu konudaki önerilerimizi sosyal medya hesaplarımızdan paylaşarak hem kamu kurumlarını hem de bireyleri sokak hayvanlarının ihtiyaçları konusunda etkin olmaya davet ediyoruz.

8. Salgınla mücadeleyi ülke geneli açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Salgınla ilgili paylaşılan bilgiler inandırıcı geliyor mu?

Salgının Türkiye’ye de er ya da geç geleceği bilinmesine rağmen zamanında gerekli önlemler alınmadı ya da çok eksik kaldı. Her konuda olduğu gibi salgınla mücadele bilim ile değil siyaset üzerinden gündemleştirildiği için Hükumetin, mücadelenin başarılı yürüdüğüne dair iddialarının güvenilirliğine dair ciddi şüphelerimiz var. Her gün yayınlanan sayıların doğruluğuna dair şüphelerimizi sağlık örgütlerinin eleştirileri de destekliyor. Dünyanın pek çok ülkesinde sayılar sadece test ile belirlenmiş pozitif vakalar üzerinden değil, belirtilere bağlı teşhisler ile de yapılırken Türkiye’nin resmi sayılarının sadece test ile konmuş teşhisleri içermesi nedeniyle sayıların çok yanıltıcı ve eksik olduğuna dair eleştiriler var. Tedbirlerin temeli de bu sayılara dayandırıldığı için, sayılarla birlikte tedbirlerin uygunluğuna dair de şüpheler artıyor.

9. Bağış kampanyaları, belediyelerin banka hesap blokeleri ve arkasındaki nedenlere ilişkin yorumlarınız nedir?

Belediyelerin bağış kampanyalarının yasaklanmasını ve ilgili hesapların bloke edilmesini elbette doğru bulmuyoruz. AKP hükumeti 18 yıllık iktidarının büyük bölümünü toplumu kutuplaştıracak şekilde yürüttü ve şimdi yardım kampanyalarının sadece devlet kurumları ya da kendisine yakın kurumlar aracılığıyla yapılmasını organizasyonel nedenlerle açıklamasını inandırıcı bulmuyorum. Kızılay gibi kurumlar üzerinden yapılan ve bir nevi “bağış dolandırıcılığı” olarak tanımlayabileceğimiz olaylar ortadayken, herhangi bir bireyin bu kanallardan yapılacak bağışlarla ilgili şüpheci davranması çok anlaşılır bir şey. Bu kanalları tercih etmeyecek ancak belediyeler üzerinden yürütülecek kampanyaları destekleyebilecek milyonlarca insanın yapabileceği yardımlar böylece yapılamaz hale gelmiştir. Bunun asıl sorumlusu da bu kutuplaşmayı yaratmış olan devlet aklı ve AKP hükumetidir.

10. Yakın gelecek öngörünüz nedir? Neler değişir, neler değişmez? İnsan hakları mücadelesi süreçten nasıl etkilenecek?

Pek çok şeyin değişeceği kesin ancak kimi çevrelerin neredeyse “kapitalizmin kısa sürede yıkılacağı” anlamına gelen yorumlarını fazla iyimser buluyorum. Toplumsal dönüşümler sadece iyi niyetler ve inançlarla olmuyor. Maddi gerçeklikler değişimi tetiklese de ciddi bir örgütlenme olmadan değişiklik tamama ermiyor. Sosyal ilişkilerin bir miktar değişeceğini tahmin ediyorum ama. Anadolu’nun fiziksel temasa fazla odaklı sosyalliği bu günlerde mecburen değişti. Salgın geçtikten sonra tamamen değilse de bunun kısmen değişeceğini düşünüyorum.Özellikle genç kuşaklar için bu, karşılaştıkları ilk büyük ve küresel salgın/kriz. Dolayısıyla bir hazırlıksızlık/deneyimsizlik söz konusuydu. Daha önceki sorularda da konuştuğumuz üzere, böyle bir süreçte mevcut devlet aklının emekçileri ve yoksulları gözden çıkardığını görmüş olduk. Bir daha yaşanmamasını umuyoruz ama benzer bir salgın ya da başka bir kriz kapıyı çaldığında bu kesimlerin artık başlarına ne gelebileceğini bilip daha hazırlıklı davranacağını ve erken harekete geçeceğini umuyorum.İnsan hakları mücadelesinde çok ciddi değişiklikler beklemiyorum. Nitekim insan hakları mücadelesi, devletlerin hemen her durumda başka öncelikleri insan haklarının önüne koymasının bir sonucuydu. Covid19 krizini de küresel rekabetin bir parçası olarak algılayacak olan kapitalist sistem elbette bu süreçten daha insani niteliklerle çıkmayacak. Bu böyle olduğu sürece de insan hakları mücadelesi sürmeye devam edecek.

Paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.