“Bu Çöküşün Durdurulması Mümkün Değil” – Murat Kahyaoğlu ile söyleşi

Kaç kuşak geldi geçti şu fani mücadeleden o hep ayakta kaldı. Her işe bilgece yaklaştı. En karanlık dönemlerde dahi sözünü ustaca söylemekten geri durmadı. Kimsenin yaşına bakmadan örnek aldı, örnek oldu. Her zaman ve her yaşta yapılacak çok şey olduğunu gösterdi. Etrafına umut verdi, ufuk açtı. Eskişehir’de yaygın olmayan bir işe soyundu son zamanlarda, bir mahalle derneğinin kurulmasına öncülük etti. Deliklitaş Mahallesi Geliştirme ve Güzelleştirme Derneği Başkanı Murat Kahyaoğlu’ndan bahsediyoruz. Aşağıda Yaşam Bellek Özgürlük’ün sorularını ve Kahyaoğlu’nun yanıtlarını bulacaksınız.

1. Deliklitaş Gel Der Başkanı Murat Kahyaoğlu’nu kısaca tanıyabilir miyiz?

Trabzon Öğretmen Okulunda okudum. Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji Bölümünü bitirdim. Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsünden mezun oldum. Öğretmen örgütlenmelerinde etkin görevler aldım. Ordu Perşembe’de TÖDMF şube başkanlığı yaptım. Eskişehir’ de şube yöneticisi oldum. Eskişehir’de TÖS kuruculuğu ve 5 yıl süreyle şube başkanlığı yaptım. Bir dönem Fakir Baykurt’un Genel Başkanlığında TÖS Genel Yönetim Kurulu Üyesi oldum. Bu arada 1969’daki ünlü öğretmem boykotunu yönetenler arasında yer aldım. Boykot sonrası sürgünler başladı. Bir yılda üç kez sürgüne gönderildim. Eskişehir Çevre Derneğinin kurucu üyeliğini ve birkaç kez başkanlığını yaptım. Eskişehir’ de birçok dernekte üyeliğimi sürdürüyorum. CHP Eskişehir örgütünde 3 kez İl Başkanı oldum. 1973 yılında milletvekili seçildim. “Öğretmen Örgütlenmesinde Eskişehir Örneği” isimli bir kitabım var, Eskişehir Kent Belleğine armağan ettim.

2.Salgın günlerinde özel yaşantınızda ve dernek çalışmalarında sizin için neler değişti?

Dernek yönetimde olanlar çoğunlukla 65 yaş üstü. O nedenle telefonla ilişkilerimiz sürüyor. Bazı etkinlikleri hayata geçiriyoruz. Örneğin, Ramazan kolileri hazırlayıp ihtiyacı olanlara ulaştırıyoruz. Önce okuma fırsatı bulamadığım kitaplarımı okuyorum. Bu kitapların bir listesini çıkardım ve sıraya koydum. Her gün egzersiz, spor ve balkonda güneşlenme yaşamımın bir parçası oldu. Özel arşivimi taradım. Üzerinde çalışılması gereken belgeleri ayırdım. Değerlendiriyorum. TV kanallarında özel olarak sunulan filmleri, konserleri, müzikleri izleme fırsatı buluyorum. Her gün eksik kalan teknolojik becerilerimi geliştirmeye çalışıyorum. Tivibu’yu akıllı telefonu, interneti daha iyi kullanmak gibi.

3. Yaşınız 65 üstü, 21 Mart itibariyle bu yaş grubu için sokağa çıkma yasağı ilan edildi, o günden beri de kimse bu yaş grubuna haliniz nedir demedi? Bu yaş grubu için çözüm tamamen eve kapatmak mı?

Diğer ülkeleri internetten inceledim. Yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar için özel önlemler alıyorlar. Bosna-Hersek hariç hiçbir ülkede 65 yaş üstüne ve 18 yaş altına bir yasak yok. 65 yaş üstü ve altı diye bir ayırım yok. Kanımca böyle bir ayırım ve yasaklama sakıncalı hatta tehlikeli. Bu yaklaşım insanları bloklaştıran, ötekileştiren, haklarını ve özgürlüklerini önemsemeyen yasakçı bir anlayışın ürünü diye düşünüyorum. Ayrıca 65 yaş ve üstünde belli bir yaş dilimini yaşlı olarak da görmüyorum. Çünkü tıp bilimi gelişti, insanlar daha bilinçli ve sağlıklı beslenerek uzun ve sağlıklı yaşayabiliyorlar. Gençlik, orta yaşlılık, yaşlılık ve ihtiyarlığın yaş sınırları değişti. 65 yaş üstünü eve kapatmak, sosyal hayattan izole etmek, onlara dönük nefret dilinin, saygısız üslubun ve sözlü saldırıların gelişmesine neden olmak kabul edilemez. Bu olumsuz tabloyu aşacak ve değiştirecek önlemlerin alınmasını yönetimlerden acil bir görev olarak bekliyoruz.

4. Eskişehir’de yaygın olmadığı halde mahalle derneği kurma ihtiyacını neden duydunuz? Derneğinizin serüveninden biraz bahseder misiniz?

İnancımız ve hedefimiz şuydu: İnsan değişmeden sivilleşmeden, özgür birey olmadan, yaşam alanları değişmiyor ve sorunları çözülmüyor. Sorunlar daha da büyüyor, yaşam alanları, yaşanabilir olmaktan çıkıyor. Mahallelerde ve sokaklarda oturanlar oralarda adeta misafir. Mahallenin hiçbir sorunu ile ilgilenmiyor. Mahallenin, sokağın sorunlarının çözümünü devletten yani validen, kaymakamdan, belediyelerden bekliyorlar. Ama olmuyordu. Sokak, mahalle nasıl daha yaşanabilir olurdu. Önce o mahallede yaşayanlar mahallenin sakini, misafiri değil sahibi olmalıydı, sonra mahallenin sorunlarının saptanmasına ve çözümüne katılmalıydı. Bunun için de sokaklardan başlayarak mahallede güçlerini birleştirmeli ve örgütlenmeliydi. Birleşmiş Millerler, 1996 da İstanbul’da toplanan Habitat II. Kent zirvesinde insan yerleşimlerinin giderek büyüyen sorunlarını kim, nasıl çözecek sorusuna yeni bir yanıt getirdi. Şimdiye kadar yerleşimlerin sorunlarının çözümünde ana eksen devletlerdi. Artık çözümün ana ekseninde devlet değil, sorunu yaşayanlar yer almalıdır diyordu. Toplumun tüm aktörleri devreye girmelidir diyordu. İşte biz bu anlayışla ve yaklaşımlarla harekete geçtik ve Deliklitaş Mahallesi Geliştirme ve Güzelleştirme Derneğini kurduk.

5. “Deliklitaş Mahallesinde yaşayan çocukların gençlerin, kadınların, erkeklerin, engellilerin, yaşlıların, hastaların kendilerini daha mutlu ve huzurlu hissettiği bir mahalle oluşturacağız” iddiası ile yola çıktınız, bu iddiayı gerçekleştirmek için neler değişmeli?

Öncelikle mahalle sivilleşmelidir. Mahallede katılım ve ortak akıl devreye girmelidir. Mahallede yaşayanlar, en azından üyelerimiz özgür bireyler olmalıdır. Örgütlenme bilinci yükselmeli ve hayata geçmelidir. Bireyler gücünün farkına varmalı ve özgüven sahibi olmalıdır. Yönetim ve üyelerimiz mahalleyi, sokakları ve insanları çok iyi tanımalıdır. Daha önemlisi üyeler ve yönetim heyecan duymalıdır. Kısacası mahallede yaşayan insanımız, üyelerimiz değişmelidir. Önce insan değişir sonra her şey değişir. O nedenle insana, bireye odaklanmalıyız. Yönetim bilimi pek çok aşamalardan geçtikten sonra, bugün insanın yaratıcı gücü ve aktif katılımı olmaksızın gerçek bir gelişmenin, başarının sağlanamayacağı ve bu nedenle insana her zamankinden çok önem verilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Marx ne demiş: Filozoflar, düşünürler ve toplumu yönetenler, hep toplumu ve dünyayı yorumladılar, biz değiştirmek istiyoruz. Biz de Deliklitaş Derneği olarak mikro da değişiklik yapmak için uğraş veriyoruz. Bu söylevle olmaz, lafla olmaz, nasihatle olmaz. Peki, bu değişim nasıl olacak? İnsan nasıl değişecektir? Bu konuda iki parolamız var. 1. Değişimin fidanlığı insandır. 2. Değişim örgütlenme ve eylem içinde olacaktır. Önce sabırla, planla; bir yıla yakındır bunun altyapısını oluşturuyoruz. Bize yeni ufuklar açacak bir iklim, bir ortam hazırlıyoruz.

6. “Mahallede oturan herkes mahallenin ağacına, sokağına, kaldırımına, kuşuna, hayvanına sahip çıkacak; bu sokak, bu cadde, bu ağaç benim diyebilecektir” diyorsunuz. Kuruluşunuzdan bugüne gözle görülür davranış değişiklikleri oldu mu? Mahallenin sorunlarını, sorunların çözüm yollarını tartışabiliyor musunuz? Mahalle sakinleri ortak akıl üretmeye başladı mı?

İlk işimiz bir çalışma programı “ manifesto “ hazırlamak oldu. Bu manifestoyu bastırdık üyelere ve ilgilenenlere dağıttık. Sevgi ve dayanışma evi dediğimiz bir daire tuttuk. Bu evde mahalledeki sevgi ve dayanışmayı büyütmeye çalıştık. Sevgi evinin bir odasında, mahalledeki çocuklar için bir kitaplık kurduk. Kitaplığın yönetimini çocuklardan bir gruba verdik. Bu grubun rehberliğini de sınıf öğretmenliğinde okuyan ve burs verdiğimiz bir kızımıza emanet ettik. Sevgi evinin bir odasını da kadınlarımıza verdik. Tanışsınlar, gün yapsınlar, okusunlar tartışsınlar, üretsinler diye… Çocuklara ve kadınlara tahsis ettiğimiz odalara mahallenin, ilçenin ve kentin haritalarını astık, gerekli bilgileri işledik. Her sokakta kaç apartman kaş daire var, her dairede kaç insan yaşıyor, yaş grupları, meslekleri, doğum yerleri, engelli olanlar, yalnız yaşayanlar vb saptadık. Her sokak için bir klasör yaptık, bütün bilgileri klasörlere işledik. Çocuk Çiçek Projesi geliştirdik. Sokaklardaki saksıları çocuklara teslim ettik. Üzerlerine çocukların isim plaketlerini çaktık. Saksıların bakımını korunmasını artık çocuklarımız yapacaktı.

7. Deliklitaş Mahallesinin daha yaşanabilir hale gelebilmesi için neler yapılmalıdır? Yapılması gerekenlerin muhatapları hangi kurumlar ve bireyler?

Derneğimizin tanıtımını çok önemsiyoruz. O nedenle Eskişehirli şairlerin, yazarların ve STK temsilcilerinin katılacağı bir tanıtım yemeği düzenledik. Ancak gerçekleştiremedik Covit 19 nedeniyle erteledik. Şairler, yazarlar toplumun aydınlık yüzüdür. Araştıran, okuyan, kendilerini sürekli yenileyen ufku ve çevresi geniş insanlarımızdır. Onların bizi tanımasını ve tanıtmasını önemsiyoruz. O nedenle onlarla sevgi evinde onar kişilik gruplar halinde toplantılar düzenledik. Gerçekten ufkumuz açıldı ve toplantılar sonrası tanınırlığımızın arttığını görmekten mutluluk duyduk.
Katılımı arttırmak için, her hafta yönetim kurulunu, her ay tüm üyelerimizi, gerekli hallerde danışma kurulumuzu ve sokak sorumlularını topluyoruz. Alt yapının önemli ölçüde oluşmaya başladığını görüyoruz. Mahalleyi ve insanlarımızı değiştirme projemizde fazla yol aldığımızı söyleyemeyiz. Kurduğumuz mekanizmalar hayal ettiğimiz gibi yürümüyor. Ama sivilleşmede, katılımda, sahiplenmede küçük adımlar attığımızı görüyorum. Bu uzun bir süreç. Ülkemizin içinde bulunduğu koşullar da ne yazık ki bize olumlu katkı yapmıyor. En büyük katkıyı belediyelerimizden alıyoruz. Teşekkür ediyoruz.

8. Mahallenizde Covid19 hastası var mı? Varsa durumları hakkında bilgi alabiliyor musunuz?

Hiçbir yetkiliden ve kurumdan bilgi alamadık. Sağlık Ocağını, Muhtarı, diğer bazı mahallelerin muhtarlarını, Sağlık Müdürlüğünü, Valiliği aradık görüştük. Hiçbirinin yetkisi yokmuş. Tekçi ve bireyci anlayışın yansıması. Ancak mahallemizdeki Yılmaz Taksi durağı ile ilgili bir duyum aldık. Aradım, bir şoför arkadaşımdan bilgi istedim. Bir yolcudan bulaşmış 4 şoför hastaneye yatmış ve durak bir süre karantinaya alınmış.

9. Ülke genelinde ve Eskişehir özelinde salgınla mücadeleyi “yapılanlar, yapılmayanlar boyutuyla” değerlendirebilir misiniz?

Gerek ülkemizde, gerek dünyanın bütün ülkelerinde Corona salgını ile mücadelede iki yönetim anlayışı var. Kamucu anlayış: Halkçı devleti, halkın bütün dinamiklerini ve sivil toplumu devreye sokan… Özel sektörcü anlayış: Rantcı anlayışı bireyi önceleyen, halkı devre dışı bırakan… İnternet üzerinden bütün dünyayı taradım. Kamucu anlayış, halkın devreye girdiği anlayış başarılıdır. Bireyci özel sektör anlayışı zor durumdadır.
Kamucu anlayışın en iyi örnekleri Çin, Singapur, Tayvan, Hongkong, Vietnam’dır. Bu ülkelerde mahalle komitelerinde gönüllüler görev yapmaktadır. Sitelere giren çıkanlar gönüllülerin denetimindedir. Hastaları ve hasta ile temas edenleri izleyen sivil ekipler vardır. Bölge halkına güncel bilgi veren örgütlenmeler vardır. Kamucu ülkelerde Covit19 hastalığının hangi binalarda yaşandığını ve en son hangi binada kaldığını gösteren haritalar kamu ile paylaşılmakta ve güncellenmektedir. Özel sektörcü, rantçı anlayışın egemen olduğu ülkelerde salgın karşısında devlet çökmüştür. ABD’de ve Avrupa’da toplum çözülmüştür. Birey iyi sınav verememiştir. Organizasyon ve örgütlenme zayıftır. İnsanlar çaresizdir. Halk ve sivil toplum devre dışıdır.

10. Belediyelerin bağış ve aşevleri hesaplarının bloke edilmesine, Cumhurbaşkanının bağış kampanyası düzenlemesine, yardım bekleyen yurttaşlardan 10 TL bağış istenmesine ne diyorsunuz?

Bu yaklaşımın tutarlı ve akılcı bir açıklaması yok ama AKP bir süre daha ayakta kalmak için bu stratejiyi devam ettirecek. Başka çaresi de yok. Bu stratejinin temel felsefesi şu: AKP hızla düşüşe geçti. Tabanını kaybediyor. Tabanını bloke etmesi, tutması gerek. Bunun için iki şey yapıyor biri, toplumu kutuplaştırıyor, ötekileştiriyor. İkincisi algıları yönetmeye çalışıyor. Onun için hain diyor, PKKlı diyor, FETÖcü diyor. Ancak bu çöküşün durdurulması mümkün değil.

Paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.