“Çok Şeyi Sorgulayacağız” – Eskişehir Kadın Platformundan Şenay Subaşı ile söyleşi

Yasalar, gelenekler ve görenekler, gündelik yaşam alışkanlıkları, inanışlar aracılığıyla erkek egemen toplumda yaygın şekilde mağdur edilen kadınların sözcülerinden birisiyle konuştuk bugün. Eskişehir Kadın Platformu adına sorularımızı Şenay Subaşı yanıtladı. Aşağıda Yaşam Bellek Özgürlük’ün sorularını ve Şubaşı’nın yanıtlarını bulacaksınız.

1. Şenay Subaşı kimdir? Salgın günlerinde nasıl zaman geçiriyorsunuz?

1964’te Afyon’da doğdum. Makine mühendisi olarak 30 yıl çalıştım, 2017 de de emekli oldum. Emeklilik sonrası sivil toplum gruplarıyla çalışmalar yapıyorum. Salgın günleri öncesi sosyal alanlarda oldukça yoğundum. Şimdi zorunlu olarak yaptığımız market alışverişleri dışında evden çıkmıyorum. Güne köpeğim Fındık ile yakındaki parka giderek başlıyorum. Küçük kızım da üniversitesi kapatılınca eve geldi, onunla ortaklaştığımız film, dizi ve belgeselleri izliyoruz. Günlük dünya ve Türkiye gündemini takip etmeye çalışıyorum. Kitap okuyorum, evde spor yapıyorum, öğrenmek istediğim konularla ilgili araştırmalar yapıyorum. Sevdiklerime telefonla da olsa ulaşmaya, haberleşmeye çalışıyorum.

2. Eskişehir Kadın Platformu’ndan bahseder misiniz? Ne zaman ve ne amaçla oluşturuldu bu platform? İşleyişi nasıldır, neler yapar?

Kentin birçok kesimini temsilen farklılıklarımız ile bir araya gelen kadınlar olarak 2017 Mayısında ‘Eskişehir Kadın Platformu’nu kurduk. Yaşananlar karşısında sadece konuşan ve dertleşen değil “ne yapabiliriz” sorusuna da harekete geçerek cevap verebilen bir birliktelik. Platformumuzun amacı kadınların maruz kaldığı haksız, eşitsiz davranışların karşısında olmaktır. Kırsal alandaki kadınlara ulaşmak, kadın kimliği ile farkındalıklarını arttırmak… Tüm etkinliklerimizde yer almalarını sağlamak amaçlarımız arasındadır. Demokrasiden, barıştan yana tüm kadın örgütleri ile de birlikte çalışmayı hedeflemekteyiz. Platformumuz aktif rol alabilecek yürütme kurulu ile yönetilmektedir ve bir başkanı yoktur, sözcüsü vardır. Bu dönem sözcülüğümüzü ben yapıyorum. Demokrasiden, barıştan, eşitlikten, emekten ve kadın temsiliyetinden yana düşüncelerimizi eylemlerimizle belirtiyoruz; bu alanda yapılan eylemlere de destek veriyoruz.

3. Platform salgın günlerinde toplanabiliyor mu? Toplanamıyorsa, kadınlar açısından şehir ve ülke gündemini nasıl izliyorsunuz? Değerlendirme ve karar almada sorun yaşıyor musunuz?

Salgın günlerinde maalesef toplanamıyoruz. Ancak iletişim ağımızla sürekli haberleşiyoruz. Hepimiz medyadan gündemi takip ediyoruz, birbirimizi bilgilendiriyoruz. Farklı kadın örgütleri ile de iletişim halindeyiz. Ama değerlendirme ve karar alma süreçlerimiz sağlıklı olmuyor.

4. Eskişehir’de salgınla ilgili gelişmeleri izleyebiliyor musunuz?

Eskişehir’de salgınla ilgili gelişmeleri yerel medyadan izlemeye çalışıyorum. Bunun dışında Eskişehir Bilecik Tabipler Odasının ve sağlık emekçileri sendikalarının açıklamalarını izliyorum. Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulunun daha şeffaf açıklamaları olsun isterdim. Kaygılarımız daha aza inerdi.

5. Eskişehir Büyükşehir ve Odunpazarı Belediyelerinin Aşevlerine ait banka hesapları bloke edildi. Gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Böyle bir zamanda yeni ihtiyaç sahipleri ortaya çıkarken belediye aşevi hesaplarının bloke edilmesi kabul edilemez. Yerelde insanlar, başkanlarını seçerek bunlara olan güvenlerini ortaya koymuşlar. Yaptıkları dayanışmanın bu güvenle hemşehrisine daha iyi ulaştırılacağını düşünmektedirler. Bir anda işsiz kalan, hiçbir hazırlığı olmayan insanlar varken bu tip kurumların devam etmesini hatta desteklenmesini istiyorum. Belediyeleri yerelde insana ulaşmada en organize kurumlar olarak düşünüyorum.

6. Evde kalma süreleri arttıkça, bazı evlerde kadınların ve çocukların yaşamında yeni sorunlar oluşuyor mu?

Virüs nedeni ile bu güne kadar hiç düşünmediğimiz bir yaşama sürüklendik. Evimiz ve işimiz arasında sıkışıp kaldık. Özgürlüklerimizin kısıtlanması, yakınlarına hatta bazen aile bireylerine ulaşamamak, bazı ihtiyaçlarını giderememek, geleceğe olan güvensizlik ve belirsizlik… Temizlik ve temas kuralları ile ilgili kendinin veya ailesinin atlayacağı bir durumun nelere mal olacağı duygusu… En önemlisi de daha ne kadar süreceğinin bilinmemesi, kaygılarımızı artırıyor. Kadının evdeki hayatını çok zorluyor. Bu dönemde aile bireylerinin işsiz kalma durumu da gerçekleşmişse daha ağır ekonomik ve psikolojik problemler meydana geliyor. Çocukların ve gençlerin okullarının kapatılması, ayrıca sokağa çıkma yasağının getirilmesi, dört duvar arasında tüm enerjileriyle tutmak anne-çocuk ilişkilerini de kötü etkileyebilir. Evde yaş almış bireylerin olması da benzer durumlara neden oluyor. Evde kadının özel alanı iyice daralmıştır. Anne- baba- aile ilişkilerini, sürekli evde kalan çocuk ve yaşlıları derinden etkiler. Yaşadığımız olağanüstü durum aile içinde değerlendirilerek uygun bir dille çocuklara, yaşlılara anlatılmalı, güvensizlik ve yaşam korkusu en aza indirilmelidir.

7. Salgın sürecinde günlük yaşamda meydana gelen değişimler kadına yönelik şiddeti nasıl etkiliyor? İnfaz yasasındaki değişiklik ve buna bağlı tahliyeler kadınları nasıl etkileyecek?

Salgının her şeyin üzerinde görülmesi, kadına şiddetin yok sayılmasına neden oluyor. Salgın döneminde Mart ayı içinde 20 günde 21 kadının öldürüldüğü kadın platformlarının istatistiklerinde belirtilmektedir. Salgın sosyal hayatımızı bitirdiği için paylaşımlarımız sadece ev içinde kalmaktadır. Bu da kadına yönelik şiddetin daha da artmasına ve görülmez kalmasına neden olmaktadır. Bu durum sadece kadına değil, çocuğa, yaşlıya (kadın-erkek), engelliye de olacaktır. Şiddet ekonomik, psikolojik, cinsel vb. biçimde kendini gösterir. Telefon kullanımından, televizyon seyretmeye, çocuğunun bakımından, yemek tercihlerine, sosyal medya kullanımına kadar pek çok baskı gören kadın var. Kapalı kalma durumu arttıkça aile içi şiddet artacaktır. Aile içi tacizlerin olduğu ailelerde çocuklar ve kadınlar korumasız, iletişimsiz olarak evlerde kapalı kaldı ne yazık ki.İnfaz yasası ile binlerce tacizci, tecavüzcü, kadına çocuğa şiddet uygulayan, öldüren katiller dışarı bırakıldılar. Hapishane kapasitelerini azaltmak için yapılan tahliyeler ile kadın ve çocukların can güvenliği hiçe sayılmıştır. Mağdurların kendilerini bu duruma düşüren devlete, adalete güvenleri nasıl kalır. Çoğu mahkumiyet kararları zaten kadınların direnişleri ile elde edilebilmişti. Salıverilen, kadına yönelik şiddet ve cinsel istismar faillerinin takibi sistematik olarak yapılmalıdır. İstanbul Sözleşmesi uyarınca salgın süresince de tedbir kararları kadın ve çocukların korunması yükümlülüğüne uygun şekilde verilmeli ve uygulanmalıdır.Salgın döneminde kadın ve çocuklar başta olmak üzere tüm dezavantajlı gruplar şiddet görme tehlikesinden uzaklaştırılmalı; gerekli tedbirler bir an önce alınmalı; kamu spotları ile bilgilendirme yapılmalıdır. Bu dönemde sığınak olabilecek mekanların sayısı artırılmalıdır. Kadına yönelik şiddet için mevcut Alo 183 veya kurulacak başka bir hat 7/24 erişilebilir acil yardım hattı olarak çalışmalı; kadınlara sosyal, psikolojik ve hukuki destek sağlanmalıdır.

8. Eskişehir’i kadına yönelik işlenen suçlar bağlamında değerlendirmeniz mümkün mü? Bu dönemde vaka takibi yapabiliyor musunuz?

Eskişehir’i kadına yönelik şiddet suçları bağlamında Türkiye genelinden farklı görmüyorum. Pek çok yaşanan acı olay var, Ayşe Tuba olayı tüyler ürpertici. Eskişehir’de kadına şiddet ile ilgili olayları kadın avukat arkadaşlarımızdan ve medyadan takip etmeye çalışıyoruz.

9. Türkiye’nin salgınla mücadelesini, yetkililerin açıklamalarını, bağış kampanyalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’nin mücadelesinin öncelikle şeffaf yönetilmediğini düşünüyorum. Sivil toplum, meslek örgütleri, sendikalar, belediyeler sürecin dışında tutuluyor. Şu ana kadar yaşadıklarımız, ilgili taraflarca İyi düşünülmüş ve iyi planlanmış bir stratejimizin olmadığını gösteriyor. Umreden ve Avrupa’dan dönenlerin kontrolsüz dağılması, bir gecede üniversite öğrencilerinin yurtlardan çıkarılması, iki saat kala sokağa çıkma yasağı uygulaması, sağlık çalışanlarının sorunları, ekonominin durumu hepsi gösteriyor. Yapılan açıklamalar keşke şüphe yaratmasa, sorulara daha net cevaplar verilse. Her ildeki vakalar, şüpheli vakalar bildirilse. Ölüm oranlarının önceki yıllara göre artışının açıklamasını bekliyorum. Devlet kaynaklarını yönetenler, böyle dönemleri öngörerek vatandaşlarının mağduriyetini önleyecek tedbirleri ve birikimleri sağlamalıydı. Bağış kampanyaları ile böyle büyük olayların çözümleneceğine inanmıyorum. Dayanışma için yerellerde faaliyetler yapılmalıdır. Bunlar da şeffaf, denetlenebilir olmalıdır.

10. Salgın sonrası yakın geleceğe yönelik öngörünüz nedir? Neler değişir, neler değişmez?

Salgın sonrası bambaşka Türkiye olacak gibi geliyor bana. Pek çoğumuzda psikolojik travma bırakacak bu yaşadıklarımız. Ekonominin hepimizi, özellikle de emekçileri ve emeklileri zorlayacağını düşünüyorum. Tarıma yeterince önem verilmez ise beslenme sorunları oluşacaktır. Turizm sektörü ne olacak? Bu dönemde sağlık, tarım, eğitim, üretim, çalışma politikalarını tekrar düşüneceğiz. Çok şeyi sorgulayacağız belki bu da güzel şeyler doğurur.

Paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.