Onlar Yoksa Her Şey Eksik – Zehra Aldemir, Gülhan Selamet, Cafer Başeren ile söyleşi

Yaşam Bellek Özgürlük konuşmaya ve konuşturmaya devam ediyor. Bugünkü söyleşi konuklarımız 73, 75, 85 yaşlarında. Deneyim, direnme, sevgi abidesi üç insan. Onlar yaşayan mücadele tarihlerimiz, toplumsal belleğimizin kıymetleri. Onlarsız bu yaşamda her şey eksik, her şey tatsız. Salgın günlerinde düşüncelerini, duygularını öğrenmek istedik. Şikayetleri, beklentileri, önerileri topluma ve karar vericilere ulaşsın istedik. Kim duyar, kim yüreğinde hissederse…!

Konuşmaya sizleri tanıyarak başlayalım mı?

Gülhan Selamet: 1945 yılında Kütahya’nın Simav ilçesinde dünyaya gelmişim. Babam öğretmendi. Ben babamı çok sevdim. Ne var ki 14 yaşımda kaybettim. Babamı ortaokul üçüncü sınıftayken kaybettim. Bir yanım buruk kaldı. Annem, kardeşim ve ben kalmıştık. O zamandan beri bende hüzünle sevinç kavga ederler. Kitap okumayı, müziği, sevmeyi babam aşılamıştır bana. Çocukluğum babamın tayini nedeni ile Sivrihisar, Eskişehir, Erzincan, Denizli, Ankara ve Uşak ta geçti. Babam keman ve ud çalardı. Ortaokul ve Liseyi Uşak’ta okudum. 1965’te İzmir Eğitim Enstitüsünden Fen Grubu öğretmeni olarak mezun oldum. Sivas Karaözü Ortaokuluna atandım, eşimle de orada tanıştım. Eskişehir’e atandık. Tunalı, Mehmetçik, Atatürk Lisesi, Ebe Hemşire Okullarında derslere girdim. TÖS ve TÖB DER üyesiydim. 1985 yılında emekli oldum. İki oğlumuz, bir gelinimiz=kızımız, bir torunumuz var.

Söz çok, daha öncesi, daha sonrası. Ortaokul üçüncü sınıftan beri anı defteri tutarım, iki yıldır tutmuyorum. 1968 ler,70’ler, yoldaşlar, asılanlar, ölenler, kalanlar, mücadele günleri, güzel insanlar, arkadaşlarım, yeni arkadaşlar, yazılacak söylenecek öyle çok şey var ki… Emekli olduktan sonra Eğitimciler Derneği, ADD, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Halkevi’nin 80 sonrası kuruluş ve çalışmalarına katıldım. Okumayı, müzik dinlemeyi, ovaları, dağları, bir de güzel insanları çok severim. Benim bir Gül yanım var, bir de Han yanım. Gül yanım esprili, Han yanım hüzünlü.

Cafer Başeren: 1947 Denizli Sarayköy doğumluyum. 1954 yılında Eskişehir’e yerleştik. Eğitim hayatım Eskişehir’de geçti. Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi İşletme Bölümü mezunuyum. 1965 yılında Orman Bakanlığına bağlı Orman Toprakları Araştırma Enstitüsünde işe başladım, 30 yılı aşkın süre içinde çeşitli görevlerde bulundum. 1995 yılında emekli oldum. Evliyim, bir kızım, bir oğlum ve 3 torunum var.

Zehra Aldemir: 1935 yılında Uludere köyünde doğdum. 1973 yılına kadar Uludere köyünde yaşadım, artık mahalle diyoruz. Ziraatla, bağ bahçe işleriyle, hayvancılıkla geçimimizi sağlıyorduk. Sonra oğlumun okuma hevesi bizi şehir merkezine yerleşmek zorunda bıraktı. Çok da iyi oldu tabi. Zaten köyde geçimimizi zorlukla sağlıyorduk. Eşim çalışkan bir adamdı, sevilirdi, daha önce de çalıştığı Şeker Fabrikasında işe başladı, oradan da emekli oldu. Geçtiğimiz Ocak ayında, 16 Ocak’ta vefat etti. Pek çok hastalığı vardı. Yaşatabildiğimiz 2 kız bir oğlumuz vardı. İki kızımız da trafik kazasına bağlı nedenlerle genç yaşta vefat ettiler. Onlardan 4 torun kaldı bize. Şimdilerde oğlumla ve gelinimle yaşıyorum. Unuttum bu arada 2 torun da oğlumdan var.

21 Mart tarihinde 65+ yaş için sokağa çıkma yasağı gelince ne düşündünüz, ne hissettiniz? Yasak ilanı sonrası günlerde sokaktaki 65+ insanlara polisin, zabıtanın, bazı gençlerin aşağılayıcı, suçlayıcı davranışları sizi nasıl etkiledi?

Gülhan Selamet: Sokağa çıkmama yasağını hastalığın geriletilmesi için, önce mantıklı buldum. Polisin ve bekçilerin, dışarıya çıkışta insanlık dışı davranışları (ellerini duvara daya, vb.) hoş değildi. Kesilen cezalar,3150 Lira vahiy mi? Biraz da sanki evde kalsınlar, psikolojileri bozulsun, yürüyemesinler, başımızdan gitsinler, hâlâ maaş alıyorlar, bize yük oluyorlar denir gibi bir hal var gibi geliyor diye biraz önce karşıdan, karşıya komşumla konuştuk. Biz 68-78lilerdeniz, hastalıkta ne yapılacağı doğru dürüst anlatılsa, maskelerimizle, mesafe uygulaması ile hem kendimizi hem karşımızdakini korurduk. Bu işin vahametini anlatmayı bilemediler. Evde kalın, psikolojinizi bozun, intihar edin gibi bir durum düşünülmeye başlandı.

Cafer Başeren: Öncelikle bir ayrımcılık gibi düşünmedim. Doktorların söylediği ikna edici oldu benim için. Çünkü belli bir yaştan sonra vücut direncinin düştüğünü biliyoruz. Ben bu tedbiri dikkate aldım ve uyguladım. Yasak ilanı sonrası 65+ yaştakilere yönelik kötü, aşağılayıcı davranışları tasvip etmem mümkün değil. Ortada bir kural hatası olsa bile hakaret etmek kimsenin hakkı olamaz. Maalesef site bahçemizde de benze bir durum yaşandı. Nefes almak için bahçeye çıkan komşularıma polis yüksek perdeden azarlarcasına bağırdı. Çok üzüldüm elbette.

Zehra Aldemir: Bedenlerimizin dayanma gücü yaşımız nedeniyle zayıfladı. Yasağı bu nedenle doğru buldum ama hem çok uzattılar hem de tadını kaçırdılar. İnsan bu kadar kapalı kalınca kafayı bile bozabilir. Yaşlılara kötü davrananları kınadım, çok üzüldüm. Onlar insanlıktan nasip almamış kişiler. Yaşlılara anlayacağı şekilde anlatmaları lazımdı. Öyle yapmadılar alay ettiler. Çok ayıp ettiler.

Sokağa çıkma yasağı ülke genelinde gelişen tepkiler üzerine gevşetildi. Şimdiye kadar üç hafta sonu (10-17-24 Mayıs) izni verildi. Önce 4 saatti, sonra 6 saate çıktı. Ne yaptınız bu izinli saatlerde? İzin gün ve süreleri yeterli geliyor mu? Bir öneriniz var mı?

Gülhan Selamet: Sokak için izin verilmesi, sonra da dışarı çıkanların eğlencesi olmak… “İzninizi kullandınız mı? Yaramazlık yaptınız mı?” vb. sorular… Su, içecek, oturacak bir yer bile bulamamak…

Cafer Başeren: Sadece yürüyüş yaptım, ihtiyaç olduğu için bir defasında da bankamatikten para çektim. Bir saat beklemek çok zor geldi. Belim ağrıdı, eve dönmek zorunda kaldım. İzin günleri daha çok olabilir. Bir izin gününde tanınan süre benim açımdan yeterli ama…

Zehra Aldemir: İzinli günlerde yakınımızdaki yürüyüş yolunda kısa yürüyüşler yaptım. Sonra parkta oturdum, tanıdık tanımadık kim denk geldiyse sohbet ettim. Söylendiği gibi mesafeyi korudum, maskemi taktım. Benim için haftada bir gün izin yetiyor. Herkes için yetmez. Yürüme sorunum da olduğu için zaten çok gezemiyorum. İzin günleri daha fazla olabilir, ne de olsa herkesin ihtiyacı farklı. Aynı gün herkese uygun olmayabilir. Bir de izin günlerinde her yer kapalı olmasın, bizim girişimiz de yasak olmasın isterim.

Yasaklı olduğunuz günler boyunca ihtiyaçlarınızı nasıl giderdiniz? İzinli günlerde de bakkal, market vs. kapalı, açık olsa da hiçbir yere girme hakkınız yok. Bu durumda ihtiyaçlarınızı temininde bağımlılık devam ediyor. Bu uygulama bağlamında bir öneriniz var mı?

Gülhan Selamet: Bizim yakınımızda market, sebzeci, gazete bayi olduğundan telefonla haftada bir alış veriş yaptık. Sepet sallayarak günlük gazete aldık, arada arkadaşlarımız yardımcı oldu. Yapayalnız ve hasta olanlar ne yapıyor ki sorusu hep aklımda.

Cafer Başeren: Yasağa 2-3 yaş farkla takılmayan iki komşum / arkadaşım tarafından ihtiyaçlarım tedarik edildi. Benim yerime alış veriş yaptılar, eve teslim vaziyette. Hafta içi bir gün de izin verilmeli ama aynı zamanda alış veriş yapma imkanımız da olabilmeli. Market, gazete vs. İhtiyaçlarımı giderebilmeliyim. Bunları artık kendim yapmak istiyorum.

Zehra Aldemir: Çocuklarımla yaşadığım için böyle sorunlarım yok benim. Her ihtiyacım sağlanıyor. Buna rağmen yine de bir markete girmek, gezmek, ufak tefek bir şeyleri almak isterdim. İnsanın içi açılıyor, insan yüzü görüyor.

Yeni karar olarak geri dönüşsüz şehirler arası yolculuk hakkı da tanındı. Nasıl değerlendiriyorsunuz? Yolculuk var mı?

Gülhan Selamet: Geri dönüşsüz şehirler arası izin, çok isteyen olduğuna göre ihtiyaç varmış demek ki, Burada da otobüs fiyatlarının kontrol edilmesi gerekir.

Cafer Başeren: Salgın sürecinde ben yalnızdım, hala da yalnız yaşıyorum. Eşim İstanbul’da torunlara bakmak zorunda kaldığı için yalnızım. Bu saatten sonra yolculuk etmek; kendim ve torunlarım için risk almak istemiyorum. Yolculuk iznini olumlu ve gerekli buluyorum. Daimi adresi dışında kalmak zorunda kalanların derdine dermen olabilir.

Zehra Aldemir: Benim bir yere gideceğim yok ama pek çok kişi evinden uzakta, misafir olduğu yerde yaşıyordu. Onlar için iyi oldu. Evlerine gidebilirler. Evinde olup da ihtiyaçlarını gideremeyenler de belki çocuklarının yanına gider.

Karar vericiler sizi korumak istiyor gibi görünüyor ama sanırım bir maske bile veremediler size. Maskeyi nasıl temin ettiniz?

Gülhan Selamet: Karar vericiler bizi korumak istemiyorlar, biran önce ne olacaksa olsun diyorlar gibi geliyor bana. Maskeyi ilk günlerde eczacımızdan parayla aldık, sonra bize iki tane daha getirdi. Dışarı çıkmadığımız için sorun olmadı. Maske satana 10 bin -100 bin arası ceza da mantık dışı. Kendim ördüm, kendim maske yapıyorum. Dış ülkelere uçak dolusu maske gönderilirken biz ne maske ne kolonya bulabildik. Kapımızı bu güne kadar ne çalan, ne telefon eden, oldu. Sadece mesajlarla yardım istendi.

Cafer Başeren: Maske herkesin başına bela oldu, alamayana da veremeyene de… 54 ülkeye ekipman gönderdik diye hava attılar ama vatandaşlarına dağıtamadılar. Yılan hikayesine döndü. Halen bir maske alamadım, izinli olduğumuz günlerde, satan varsa bile biz alma iznine sahip değiliz. Çünkü hiçbir kapalı mekana giremiyoruz. Kendi yaptığım maskeyi kullanıyorum.

Zehra Aldemir: Yaşlılar sadece eve kapatılarak korunmaz. Ne hükumetten ne belediyelerden kimse halin nedir demedi bana. Çok şükür keyfim yerinde, bir ihtiyacım yok ama ihtiyacı olan yaşlılar var. Bakanları var mı, paraları var mı, ihtiyaçlarını alan var mı? Sormaları, öğrenmeleri lazım. Ona göre kimin neye ihtiyacı varsa yardım etmeleri lazım. Korumak böyle olur. Sokağa çıkmaya izin verdiler de ne oldu? Bir maske veremediler. Benim maske ihtiyacım yok, evde yeterince var.

Bizim merek ettiklerimiz bu kadar, sizin ilave etmek istediğiniz bir şey varsa lütfen söyleyin. Yetkililere, topluma, çocuklarınıza bir mesaj vermek isteyebilirsiniz.

Gülhan Selamet: Herkese, apartmanlara bayram kutlama kağıdı gönderileceğine, yerlerde gezen kağıtlar yerine maske gönderilseydi daha iyi olurdu. Kutlamalar TV’lerden de yapılıyor zaten.

Cafer Başeren: 2020 yılını olumluluklar itibariyle yok hükmünde bir yıl olarak geçireceğiz. Dilerim çekilen acılar insanlığa bir anlam katar. Nasıl bir ülkede yaşamak istediklerini düşünmek durumunda olurlar.

Zehra Aldemir: Son yıllarda her gelen yıl bir öncekini aratıyor. Hayat pahalı, yoksulluk arttı, işsizlik çok fazla, hükumet bunları görmüyor mu? Dilerim gelecek yıllar daha iyi olur. Aşı bulunur, aşımızı oluruz, kalan üç günlük ömrümüzde bu hapislikten kurtuluruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir