“Ülkeyi Yönetenlerin Ülkeye Hizmet Gibi Bir Derdi Yok” – Eskişehir KHK Platformu Sözcüsü Fatih Alakuş ile söyleşi

Yaşam Bellek Özgürlük salgın günlerinde hayata dokunmaya devam ediyor; yok sayılanların, ötekileştirilenlerin, mağdur edilenlerin sesini, sözünü toplumla buluşturuyor. Bugünkü söyleşi konuğumuz KHK ile işinden ihraç edilmiş, gözaltı ve tutukluluk yaşamış; bugünlerde Eskişehir KHK Platformu sözcülüğü yapmakta olan İlahiyatçı Fatih Alakuş. Aşağıda Yaşam Bellek Özgürlük’ün sorularını ve Alakuş’un yanıtlarını bulacaksınız.

Eskişehir KHK Platformu sözcülerinden Fatih Alakuş’u tanıyabilir miyiz?

Uludağ İlahiyat Fakültesinden mezun oldum. Turgutlu İmam Hatip Lisesi, Manisa İmam Hatip Lisesi ve çeşitli orta öğretim kurumlarında öğretmen / yönetici olarak görev yaptım. 2009 yılında Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğüne geçiş yaptım. İlçe Müdürlüğü ve en son Manisa Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğünde şube müdürü olarak görev yaparken 15 Temmuz (2016) sonrası önce açığa alındım, ihraç edildim ve 26/08/2016 tarihinde tutuklandım. 7 gün gözlem altında tutuldum. Emniyet, Savcılık, Hâkimlik hiçbir suç söylenmeden, sadece eğitimim, iş görevim ve evliliğim konusunda özel hayatıma dair sorular soruldu. Böbrek taşı ameliyatı olacağım tarihte şiddetli ağrılar içinde olmama rağmen tutuklandım. Tüm savunmalarıma rağm 17 ay sonra iddianamem geldi ve 19 ayda mahkemeye çıktım. Suçlamalar, çocuğumu özel okula göndermek, okulun parasını Bankasya’dan ödemek, Bylock ile ilgili 5 dakikalık savunma ile 7 yıl 6 ay ceza ile yurtdışı çıkış yasağı verildi ve tahliye oldum. Dosyam şimdi Yargıtay’da.

Eşim Eskişehir’de önce H daha sonra L Tipi Ceza İnfaz Kurumunda 22 aydır tutuklu bulunmaktadır. Kendisi kronik Spondilartrit -İltihaplı Romatizma hastası ve hastalığın etkisi omurgalarına yansıyarak hareket kısıtlığına sebebiyet veriyor. Özellikle sabahları arkadaşlarının desteği ile güne başlayarak ciddi sağlık sorunları yaşamaktadır. Ayriyeten safrakesesi ameliyatı gerektiği halde Corona vürüsten dolayı ertelenmiştir. Romatizmanın etkisiyle göz ve eklemlerden ciddi sorun yaşamaktadır. Tutukluluk süresince diş, göz romatizma tedavisine ve ilaçlara erişimi gecikmiştir. Uzun bir bekleyiş sonrası kısıtlı erişimleri olmaktadır. Örneğin gözlüğü 13 ay sora alabilmesi gibi sorunlar yaşanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütünün tespitine göre Corona vürüsün dünyada salgın haline geldiği bildirilmiştir. Cezaevleri bu bağlamda Corona vürüs yaygınlığını önlemek amacıyla tedbirlere başvurmuştur. Bu durumdan dolayı eşim sağlık, beslenme ve aktivitelerini yerine getirmekte zorluklar yaşamaktadır. Bu amaçla çeşitli kurumlara eşim, avukatımız ve ben eşi olarak yüzlerce dilekçe yazdık, ancak değişen hiç bir şey olmadı. Cezaevlerinde Corona vürüs tespiti haberlerini medyada duyduğumda tedirgin oluyorum. Bu konuda çelişen bilgilerle tedirginliğimiz gitmiyor. Büyük çabalarla devam eden hukuk talebimiz, maalesef iç hukukta bir karşılık bulmadı.

Covid19 salgını günlerinde özel yaşantınızda neler değişti?

Covid 19 salgını toplumu derinden etkiledi. Herkesin hayat tarzını değiştirdi. İnsanları evlerine hapsetti, pek çoğunu işinden, eşinden, dostundan uzaklaştırdı. Tokalaşmanın yasak, selamlaşmanın uzaktan olduğu bir dönem. Anne-babayı, kardeş-akrabayı görmenin sınırlı olduğu, yaşlıların ve çocukların eve hapsedildiği zaman dilimi oldu. Bu bizim 4 yıldır yaşadığımız bir hayattı zaten. Biz 4 yıldır toplumdan izoleydik. Zorunda kalmadıkça evinden çıkmayan, ana babayla, eş dostla, kardeş akrabayla ve pek çok kimseyle irtibat kurmayan bir hayat yaşamaktaydık. Bizimle görüşenler cezalandırılacaklarını, işlerinden konumlarından olacaklarını, kısacası bizim gibi olabileceklerini düşünerek bizimle sosyal mesafelerini koruyordu. Biz de bu vefasızlığa karşı küskünlük içerisinde kimseyle pek görüşmeyi düşünmedik zaten. Bu açıdan bizim hayatımız için pek bir değişiklik olduğunu söyleyemeyiz. Ancak toplumun bizimle empati yapması açısından şu kadarını söyleyebilirim. Biz yaklaşık dört yıldır bu hayatı yaşıyoruz zaten.

Eskişehir KHK Platformu hakkında bilgi verebilir misiniz? Ne zaman kuruldu, niçin kuruldu, katılımcıları kimler?

KHK Platformlarının ilki Adana’da bir grup KHK’lı tarafından ortak dertlerini dillendirmek amacıyla kuruldu. Farklı kültür gruplarından geliyorlardı ama yaşanan dert ortaktı. Daha önce yolları hiç kesişmemiş bu insanlar eskilerin tabiriyle “asgari müştereklerde” bir araya geldiler. Bu platformun çabalarıyla başka illerde de benzer platformlar kuruldu. Eskişehir KHK Platformu da bu platformlardan biridir. Resmi kuruluşu 2020 Ocak aydır. Kendisi de bir KHK’lı olan Kocaeli HDP milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun katıldığı bir söyleşi/toplantı ile kuruldu. Eskişehir’de KHK ile görevlerinde uzaklaştırılan her meslek grubundan, hâkim, asker, polis, öğretmen, akademisyen, sağlıkçı, memur arkadaşımız platformumuz üyesidirler.

Platform üyeleri ve çevresinde Covid19 pozitif olan var mı?

Eskişehir KHK platformunda olup bu hastalığa yakalanan bilmiyorum. Ancak platform üyelerimizin yakınlarından cezaevlerinde olan insanlar var. Cezaevlerindeki yetkililer test yapmayı reddediyorlar. Test yapılmasını isteyenlere negatif çıkarsa 15 gün hücreye konulacakları söyleniyor. İnsanlar test yaptırmaktan vaz geçiriliyor. Test yapılınca da maalesef tüm koğuş pozitif çıkıyor. O zaman da iş işten geçmiş oluyor. Bugünlerde Silivri Cezaevinde koğuşların tamamen pozitif çıkığı haberlerini alıyoruz. Toplam beş koğuş neredeyse tamamen pozitif çıkmış. Birkaç gün içerisinde 200’ü geçmiş pozitif sayısı. Cezaevlerinde inanılmaz bir doluluk oranı var. 7-8 kişilik koğuşlarda 25-30 kişi kalıyor. Bu insanların sosyal mesafeyi koruma, hijyen kurallarına riayet gibi bir şansları yok. Sağlık hizmetlerine ulaşımları da çok sınırlı. Bütün bu olumsuzluklar yakınlarında büyük endişe doğuruyor. Yetkililer sağlıklı bilgi vermekten kaçınıyorlar. Bakanlığın olaya ciddi yaklaşarak tüm önlemleri alması gerekiyor. Cezaevleri yönetimleri sadece geçiştirme cevaplar veriyorlar. Cezaevlerindeki her bir bireyin sağlığından devlet sorumludur. Unutulmasın bu insanlar ölüm mahkumu değiller. Siyasi mahkumlar, irtibat iltisak denen suçlamalarla hukuk ters yüz edilerek, bankaya para yatırma, çocuğunu okula gönderme gibi iddialarla ceza verilmiş insanlar.

İşlerinden KHK ile ihraç edilenlerin iş bulması, çalışabilmesi oldukça zor; çeşitli engellerin var olduğunu biliyoruz; buna salgın döneminin getirdiği sorunlar da eklenince ekonomik olarak ihtiyaçların karşılanması daha da zor olmuyor mu?

KHK ile ihraç olanlar sivil ölüme terk edilmiş insanlardır. İhraç edilmekle kalmadılar, çalışma şansları da ellerinden alındı. Bırakınız devlet kurumlarını, özel kurumlarda da iş bulamıyorlar. Diplomalarını kullanamıyorlar. Hatırlayın doktorların özel hastanelerde çalışabilmeleri için Meclisten kanun çıkması gerekti. Ne tartışmalar yaşandığını az buçuk konuyla ilgili olanlar hatırlayacaklardır. Sadece sağlık çalışanlarına uzun tartışmalar sonunda özel kurumlarda çalışma hakkı tanındı. O da pratikte uygulanması çok zor. Bir de KHK’lıların büyük çoğunluğu öğretmen, polis, asker iken ihraç olmuş insanlar. Yani 125 bin ihraç kamu görevlisinin yaklaşık yüz bini bu üç meslek grubundan. Öğretmenlere çalışma izni verilmiyor, berat edenlere özel kurumda dahi herhangi bir sıfatla çalışamazsınız yazısı geliyor Cimer’den. Yani diplomalarını kullanamıyor kimse. Topluma da öyle bir korku salınmış ki bir KHK’lı kendi yanında çalışırsa cezalandırılacağını düşünüyor herkes. Yani tam bir vebalılık hali. KHK’lılar çalışabilirse kimliklerini gizleyerek, sigortasız işlerde, geçici gündelik işlerde, mültecilerle aynı standartlarda çalışabiliyorlar. Vatandaşlık hakları ellerinden alınmış büyük bir kitle var aslında. KHK platformları bu ellerimizden alınan vatandaşlık haklarını geri alabilmek için mücadele ediyor zaten. İstanbul seçimleri iptal gerekçesinde KHK’lıların oy kullandığı şeklinde absürt iddiayı hatırlarsanız, oy kullanmak gibi en temel hakları bile elinden alınmaya çalışılan bir kitle var bu ülkede. Tabi bunun en başında temel yaşam hakkı olan çalışma hakkı geliyor. Şu anda bu hakkımız mevcut değil bu şartlarda. Dolayısıyla sorunuza dönecek olursak iş bulmak ve çalışmak zaten çok zordu, KHK’lılar sigortasız, gündelik, günübirlik işlerde çalışıyorlardı, şu anda kapanan pek çok iş yeriyle beraber bu imkan da sıfırlandı diyebiliriz.

Platform üyeleri ve çevresi bağlamında aranızda işleyen bir dayanışma, yardımlaşma ağı var mı? Günlük yaşamsal ihtiyaçlar için herhangi bir kurumdan yardım talep etmek zorunda kalan, yardım alabilmeyi başaran üyeniz var mı?

Platform olarak birbirimize ancak psikolojik ve moral desteği verebiliyoruz. En büyük dayanışmamız budur. Aslında en önemli destek bence budur. Yalnız olmadığını, aynı sorunlarla mücadele eden kendisi gibi pek çok insanın olduğunu görmek, dertleşebilmek, basit sorunlarımıza çare bulabilmek platformun bize en büyük katkısı. Hukuki anlamda ve psikolojik olarak birbirimize destek oluyoruz. Maddi bir dayanışma söz konusu değil. Yasal yollardan birbirimizi haberdar ediyoruz. Karşılaştığımız sıkıntılara birlikte çare arıyoruz. Örneğin sigorta şirketi, aracı kaza yapan arkadaşımıza KHK’lı olduğu için ödemeyi reddediyor, bu arkadaşımıza destek oluyor hakkını nasıl arayacağını, nereye nasıl başvuru yapacağını, benzer durumlarda nasıl davranılmış onları söyleyerek hak kaybına uğramamasına çalışıyoruz.

Yeri gelmişken söyleyeyim yukarıdan hedef gösterildiği için aşağıdaki memurlar KHK’lı birisinin herhangi bir işi kendilerine düştüğünde yapmamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Aslında KHK’lılar olarak bizlerin ne büyük sorunu bu kanun tanımaz, kraldan çok kralcı memurlar. Hangi kuruma giderseniz gidin sizin işinizi yokuşa süren bu tiplerle uğraşmak gerçekten en büyük problem. Kimi bankada hesap açmıyor, kimi hesabınıza gelen parayı ödemiyor, kimi hakkınız olan bir ödemeyi size yapmıyor, kimi tapuda sorun çıkarıyor. Yaşadığımız onca probleme bir de bu tiplerin çıkardıkları eklenince hayat gerçekten çekilmez oluyor.

Ülke genelinde ve Eskişehir özelinde salgınla mücadeleyi “yapılanlar, yapılmayanlar, yaptırılmayanlar boyutuyla” değerlendirebilir misiniz? Belediyelerin bağış ve aşevleri hesaplarının bloke edilmesi, maske dağıtımı, 54 ülkeye yapılan ekipman ihracı vs.

Ülke genelinde olumlu tek şey bir bilim kurulu oluşturularak bilim kurulu tavsiyeleri ile salgınla mücadele etmek. Ancak bu mücadele esnasında belediyelerin canla başla vatandaşa hizmet için yaptığı çalışmaları iktidar erkinin engelleme çabası tek kelimeyle ibretlik. Hani muhalefete karşı çok sık kullandıkları siz bu ülkenin iyiliğini istemiyorsunuz söylemi tam anlamıyla tersine dönmüş durumda. Belediyelerin halka hizmet için yaptığı tüm çabalar merkezi yönetim tarafından engellenmeye çalışılıyor. Buradan o zaman şu sonuç çıkıyor: Ülkeyi yönetenlerin ülkeye hizmet gibi bir derdi yok, sadece bir gün iktidarlarını kaybetme korkuları var. Yardım yapmayı tekellerinde bulundurarak ihtiyaç sahibi insanları sürekli kendilerine bağımlı kılmak istiyorlar. Bu tekelin kırılmasını istemiyorlar. Bir de sürekli insanları bu fakirlik sınırında tutarak iktidarlarının devamını sağlama çabasında oldukları izlenimi veriyorlar. Kısaca söylemek gerekirse fakirlik, cehalet ve kutuplaşma ile süren bir iktidar döngüsü var. Bu döngünün kırılması istenmiyor.

Yakın tarihte TBMM’de kabul edilen infaz düzenlemesi ile ilgili değerlendirmeleriniz neler? Düzenlemede yanlış ve/veya eksik olan nedir?

İktidar uzun süredir cezaevlerindeki doluluğa çare olarak infaz düzenlemesi planlıyordu. Türkiye cezaevlerinin kapasitesi 105 bin iken koğuşlara iki kat ranza atılarak 210 bine çıkarıldı. Ancak OHAL dönemindeki hukuksuz tutuklamalarla cezaevleri kapasitesinin neredeyse üç katı yani 300 bin civarında mahkum ve tutukluyu barındırıyordu. Bu kalabalığı azaltmak için bir infaz indirimi yasası çalışması vardı. İktidar ortaklarının anlaşamamaları nedeniyle uzun süredir sürüncemede bekletilen tasarı Covid 19 salgını mecburiyeti ile TBMM’ye geldi. Tüm dünya salgında ölümlerden sorumlu olmamak için hapishanelerden ağır suçlular dışında infaz erteleme ya da evde hapis gibi seçenekleri kullanarak hapishaneleri tahliye etti. Ancak ülkemizde yine durum hepimizin takip ettiği gibi tüm dünyanın tersine gerçekleşti. İnfaz yasası bir örtülü af haline geldi ve bundan sadece iktidarın terör olarak nitelediği muhalefet suçu kapsam dışı bırakıldı. Düzenleme salgını göz önünde bulundurarak infaz erteleme veya evde hapis gibi seçenekleri kullanabilirdi. Hasta, yaşlı, çocuklu kadınların infazları evlerinde yaptırılabilirdi. Ancak her zamanki gibi ceza indiriminden adli suçlular faydalandı, siyasi mahkum ve tutuklular ölüme terk edildi. KHK’lı pek çok insan hukuk ters yüz edilerek irtibat ve iltisak kriterleri ile terörden mahkum edildi. Kanunlara göre işledikleri tek suç olmadan yıllardır hapishanelerde tutuluyorlar. Bu infaz yasasından öncelikle faydalanması gereken bu insanlar; mafya, uyuşturucu, gasp suçlularının dahi yararlandığı tahliyelerden yararlanamadılar. Özetle yasada yanlış olan örtülü af getirilmesi onun da eşit dağıtılmaması, eksik olan ise vicdan, adalet ve eşitlik. İktidarın affetmediği tek suç eleştiri. Ona biat etmediyseniz, eleştiriyorsanız affedilmez bir suç işliyorsunuz demektir. Yeri gelmişken belirtmeden geçemeyeceğim. Bir insan eğer şahsi çıkarlarını kenara koyarak yanlışları söyleyebiliyorsa en büyük vatansever odur. Ters giden şeyleri gördüğü halde söylemeyen, hatta bu yanlışları alkışlayanlar da ülkesini değil çıkarlarını seviyordur. Ülkede tüm gerçekler ters yüz edildiği gibi bu kavram da tersine çevrilmiştir.

İşçiler ve işsizler, gündem yapılarak çıkartılan torba yasa hakkındaki değerlendirmeniz nedir? Torba yasadan kimler kazançlı çıktı?

Her şeyden bir Allah’ın lütfu çıkarmaya çalışan bir yönetim var. Salgın günlerinde Kanal İstanbul ihalesi yapacak kadar pervasız bir yönetim. Bu torba yasa asla işsizler için değil büyük şirketler zarar görmesin, tekerlerine taş değmesin diye yapılan düzenlemedir. Ülkenin ihtiyat akçesi harcanmış, zor zamanlar için kenara konulan para ortada yok. Ayrıca işsizlik sigortasında biriken paradan haber yok. İşçi çıkarmak yasaklanıyor derken bile tarih verilerek ellerinin çabuk tutulması yönlendirmesi var. Yani kazanan hep aynı taraf oluyor. Konuyu detaylıca incelediğimi söyleyemem ama genel izlenimim budur.

Hukuk, adalet, insan hakları bağlamında yakın gelecek öngörünüz nedir? Neler değişir, nasıl değişir? Neler değişmez, niçin değişmez?

İnsan hak ve özgürlükleri, demokrasi, hukukun üstünlüğü özgür düşünceli demokrat, cesur aydınlarla gelişecek bir durumdur. Bu konuda yakın geleceği çok parlak görmüyorum ancak tamamen de umutsuz değilim. Çünkü hukuktan uzaklaşan toplumlar ağır bedeller öderler. Yakın tarihimizde 12 Eylül’ün, 28 Şubatın ödettiği ağır bedellerden sonra hukuka dönme çabalarıyla tedaviye yönlenmiştir. Ancak sağlam hukuk temellerinden yoksun olan sistem geçmişi unutarak tekrar despotik yapıya dönmüştür. Ağır toplumsal ayrışma, derin ekonomik çöküntü yaşatarak fakirlik, işsizlik ve bölünme ile toplumu tehdit etmektedir. Yerli malı bize göre demokrasi, sorunları çözemediğinden değişimi zorunlu kılmaktadır. Bugün sistem toplumsal talepleri yerine getirmede duyarsız ve çözüm üretmede yetersizdir. Şartlar her gün ağırlaşarak hukuksuzlukların bedeli her gün daha bir hissedilir hal almıştır. Tarih hiçbir zaman ideolojilerin iddia ettiği gibi pastörize bir toplum üretildiğine şahitlik yapmamıştır. Çünkü doğa, toplum çoğulcudur tekçiliğe asla müsaade etmez Yaratıcı sistemi tek tip düşünce, davranış üreten bir klinik şeklinde tasarlanmamıştır. Toplumun çoğulculuğuna müdahale toplumun çöküşüdür. Öteki, beriki savaşından galip çıkan olmamıştır. Eşitlik her ikisini zenginleştirmiş ve güçlendirmiştir. Kuşkusuz önümüzde uzun bir yol var. Bu ülkede hukuksuzluğa maruz kalıp dışlanan büyük bir kitle var. Başta biz KHK’lılar haklarımızın alınmasına karar verip ciddi mücadele verdiğimiz takdirde zaman kısalır, zaman kısalırsa demokrasiye kavuşma hızlanmış olur. Bulunduğumuz yeri bilirsek gideceğimiz yolu daha çabuk buluruz.

Hukuk bilincine sahip bir toplumda yalnızca hukukçuların değil herkesin bildiği değişmez bir kural vardır. Yasalar geneldir herkese ayrımsız eşit uygulanması için çıkarılır. Kişiler için yasa yapılmaz. Hukuk kişilere uydurulmaz. Kişiler hukuka uyarlar. Hukuk mekanizmalarının çalıştırılması ülkenin en büyük ihtiyacıdır. Hukuk, bazı kişileri ödüllendirmek bazılarını cezalandırmak için kullanılacak bir maymuncuk değildir. Bu hukukun manipülasyonudur.

Paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.